Hikem-i Atâiyye Okumaları

El-Hikemü’l-Atâiyye, Şâzelî meşâyihinden İbn Atâullah el-İskenderî’ye ait, hikmetli sözlerden oluşan klasik bir tasavvuf eseridir. Fatma Bayram hocamız bu okumaları, Sûfî Yayınları’ndan çıkan, Türkçe şerhlerin en kapsamlı ve muteberlerinden biri kabul edilen Kastamonulu Seyyid Hâfız Ahmed Mâhir Efendi’nin “el-Muhkem fî Şerhi’l-Hikem” adlı neşri üzerinden gerçekleştirmektedir. Şerhte her bir hikmetin Arapça metni, nesir ve nazım tercümeleriyle birlikte sunulmakta; ardından büyük velîlerin sözleri, ibretlik kıssalar ve seçme beyitlerle derinleştirilmektedir. Bu şerh, II. Abdülhamid Han’ın emriyle bastırılmış ve edebî üslubuyla temkinli bir sadelikle kaleme alınmıştır.

Hocamız; tasavvufî ıstılahları, felsefî arka planı ve yaşantıya dönük yorumlarıyla metni günümüz insanı için anlaşılır ve yaşanabilir kılmaktadır. İslâm düşünce geleneğinin tüm renklerini anlayarak ve anlamlandırarak “her ekolün mûtedili” düsturuyla, mezhep ve meşrep farklılıklarını bir çatışma değil, hikmeti aramada bir zenginlik olarak görür. Bu yaklaşımını şekillendiren metinlerden biri de (Hikem-i Atâiyye podcast serisinin ikinci bölümünde bahsettiği) Süleyman Uludağ’ın İslâm Düşüncesinin Yapısı adlı eseridir. Hocamız bu kitabı defalarca okumuş, özetini çıkarmış ve şu ifadeyi not etmiştir:

“Bir okur, hayatı boyunca hesapsız kitapla karşılaşır. Kimini sadece karıştırır, kimini okur, kimini de tekrar tekrar, döne döne okur. Benim mesleğim söz konusu olunca kimini de yeri geldikçe anlatır. Bazı kitaplar hayatınızın bir döneminde faydalıdır, geriye dönüp bakınca o dönemde bunu nasıl da beğenmiştim diye şaşarsınız. Bazı kitaplar ise sözünü, bütün hayatınıza geçirir. (Her fırsatta dile getirdiğim gibi, onların haberi var mıdır bilmem ama, ben kendime aklî ve kalbî konularda eskilerden Gazzâli’yi, yenilerden Elmalılı ile Hamidullah’ı mürşit bellemişimdir. Takatim nispetinde.)

1999 yılında özetini çıkardığım kitap ise Süleyman ULUDAĞ’ın “İslam Düşüncesinin Yapısı” isimli kitabıdır. İlim tarihinde ulema beynindeki ihtilafatın tekfirden müsamahaya kadar çeşitli düzeylerde nasıl cereyan ettiğini görmek ve duruşunuzu seçmek için İslâmî ilimlerle başlangıç düzeyinde ilgilenen herkese tavsiyemdir. Ehli sünnet diye yekpare bir yapının olmadığını ve ehli sünneti temsil etmenin kimsenin tekeline verilmediğini bilmek için ise bu kitabı bile okumaya gerek yok. Herhangi bir ilim tarihi kitabında ehli sünnete mensup ulema sayısınca farklı görüşler olduğunu ve müfritler dışında kimsenin kimseyi küfür ve sapkınlıkla itham etmediğini, görebilirsiniz. (hele fıkhi konulardaki ihtilaflar neredeyse vak’a-i adiyyeden sayılmıştır) Bir görüşe kani olmak (ictihad etmek) konusunda onların yaklaşımı şu idi: “Benim görüşüm doğrudur, ama yanılıyor olabilirim. Muarızımın görüşü yanlıştır, ama doğru olma ihtimali de vardır.” Bu kitabı okuduğumda bu ihtilafatın kaçınılmaz olduğunu görmüş (sahabe de birbiri ile ihtilaf etmiştir) ve birini kayıtsız şartsız beğenip, diğerini kayıtsız şartsız reddetmenin sadece bize kaybettirdiğini anlamıştım. İbn Teymiyye’yi de ,İbn Arabi’yi de okuyup sevebiliyorsam, bunu biraz da bu kitaba borçluyum.”

📌 Hocamızın ilmî serüveninde müstesna bir yere sahip olması hasebiyle zikredilen kitaba dair özet, PDF formatında istifadenize sunulmuştur.

🌱Kalbimize hikmetle inen bu sözler, Rabbimize giden yolu aydınlatan kandiller olsun. Âmin.🤲🏻